Beklan Algan’ın 15 yıllık özlem dalgasında anılan efsanevi imza: unutulmaz anlar, klasikler ve duygusal bir yolculuk.
İstanbul’un kalbinde, sanatın ve eğitimin kesiştiği noktada, Beklan Algan’ın anısına yapılan törenin yankıları hâlâ sürüyor. Aşiyan Mezarlığı’nın sessizliğinde, sanatçının kızı Sevi Algan’ın duygulu konuşması, dostlarının ve öğrencilerinin paylaştığı anılarla birleşerek bir kuşaklar arası köprü kurdu. Bu buluşma sadece bir cenaze anması değil; aynı zamanda Algan’ın sahnelerden akademiye uzanan uzun ve renkli yolculuğunun da bir kutlamasıydı.
Beklan Algan’ın yaşamı, yalnızca bir tiyatro oyuncusu ya da yönetmeni olarak görünse de, onun gerçek mirası, genç kuşaklara ilham veren bir öğretmen ve araştırmacı kimliğidir. 1933’te Erzurum’da doğan ve çocukluğunun ilk yıllarında bile tiyatroya olan merakını hiç kaybetmeyen Algan, ilerleyen yıllarda dünyanın birçok köşesinden edindiği deneyimleri Türkiye’ye taşıdı. 1952’de Robert Koleji’ni tamamladıktan sonra Amerika’ya giden genç sanatçı, orada tiyatroya dair derinleşen bir tutku kazandı. New York’un saygın tiyatro topluluklarında sahne eğitimi alması, onun sahne sanatlarına bakışını köklü biçimde değiştirdi ve eğitime olan inancını pekiştirdi.
Türkiye’ye dönüş ile birlikte Algan, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na katılarak sahne ve derslerini bir arada yürütmeye başladı. Tiyatro Okulu’nda verdiği dersler, LCC (Language and Culture Center) çatısı altındaki eğitimler ve sonrasında kurulan pek çok atölye, onun disiplinli ve sevgi odaklı yaklaşımını yansıttı. 1980 sonrası dönemde Şehir Tiyatroları’ndaki görevinden ayrılarak Almanya’ya giden Algan, tiyatro araştırmalarını derinleştirdi ve Berlin Şovbühne Tiyatrosu’nda yönettiği “Kurban” gibi eserlerle uluslararası bir sahne dilini Türkiye’ye taşıdı.
Türkiye’ye dönüşünün ardından 1984 yılında BİLSAK Tiyatro Atölyesi’nin kurucularından olan Algan, genç oyunculara yalnızca performans öğretmedi; onlara sahne arkasındaki düşünce süreçlerini, metin analizi yöntemlerini ve sahnede nasıl varolduklarını da öğretti. Bu dönemde kurduğu TAL, Tiyatro Araştırmaları Laboratuarı, hem öğrencilerin hem de meslektaşlarının üretkenliğini tetikleyen bir beyin atözü haline geldi. Emekliliğe yaklaşırken bile enerjisini kaybetmeyen Algan, öğrencileriyle olan bağını sürdürdü ve onlar için yeni projeler üzerinde çalışmaya devam etti.
Beş duyunun ötesinde bir tiyatro vizyonu ile hareket eden Beklan Algan, sadece sahnelerdeki rolüyle değil, sahne dışında da bir öğretmen olarak iz bıraktı. Sinema dünyasında da yer edinen Algan, 1960’lar ve 1970’ler boyunca pek çok filmde rol alarak çok yönlü bir sanatçı profili çizdi. “Karanlıkta Uyananlar” (1964), “Sevmek Seni” (1965), “Halime’yi Samanlıkta Vurdular” (1966) ve “Karanfilli Kadın” (1966) gibi yapımlar, onun hem oyunculuk becerisini hem de karakterlere kattığı derinliği gözler önüne serer. 1993 yapımı “Kız Kulesi Aşıkları” da, onun sinemaya olan bağlılığını ve dönemin duygusal atmosferini yansıtan önemli eserler arasındadır.
Bugün, Beklan Algan’ın mirası, sahne tasarımı, metin analizi, karakter yaratma ve oyunculuk eğitimi gibi alanlarda bugün çalışan pek çok yetişkin ve genç için rehber niteliğindedir. Onun öğretmenlik ve yönetmenlik yılları boyunca kurduğu güvenli öğrenme ortamları, öğrencilerin kendi seslerini bulmalarına olanak tanıdı. Törenin sonunda yakınlarının mezara çiçek bırakmalarıyla sona eren anı, bir sanatçının yaşamının nasıl topluluklar boyunca filizlenip büyüyebileceğinin somut bir göstergesiydi.
Sonuç olarak, Beklan Algan sadece bir tiyatro figürü değildir; o, bir kuşağın kültürel kimliğini şekillendiren, eğitim ve sanatı bir araya getiren, insanlar arasında köprüler kuran bir isimdir. Onun yolculuğu, bugün sahnelerde ve atölyelerde yaşayan öğrencilerin çalışmalarında yaşamaya devam ediyor. Anılarda ve ders kitaplarında karşılaşacağınız her cümle, onun sanatla olan sarsılmaz inancını ve paylaşmayı ilke edinen yaklaşımını hatırlatır.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı (BYZHA) ve ailenin yolu boyunca anlatılan anılar, bugün de sürerken Beklan Algan’ın anısını daha geniş bir kültürel mirasa dönüştürüyor.