Sinema Ustalarından Tarihin Evveline

63.

Sinema Ustalarından Tarihin Evveline
REKLAM ALANI
Yayınlama: 31.10.2026
A+
A-

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali; belgeseller, kısa filmler ve sinema okulları öğrenci filmleriyle sona yaklaşıyor. Cuma günü de yarışma ve özel gösterim kategorilerinde belgesel ve kısa film türünde sekiz yapım, seyirciyle buluştu. Ayrıca bu yıl üçüncü kez gerçekleştirilen Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nın ikinci seçkisi de salonlardaydı. 

Sinemayı bıraktı, madenci oldu

Bugün ilk olarak Ulusal Belgesel Yarışması’ndaki “Mükellef” filminin yönetmeni Arda Sarıgün, yapımcısı Mehmet Erkmen, katılımcıları Can Doğduaslan, Akın Ertürk ve danışmanı Yusuf Şen Tatar, gösterimin ardından seyircilerin sorularını cevapladı. 

Kendisinin de Zonguldaklı olduğunu ve maden işçilerinin hayatlarına vakıf olduğunu belirten yönetmen Arda Sarıgün, “İşçilerle sohbet ettikçe belgesel kendi kendini kurdu” dedi. Belgeselin belki de en orijinal yanı, maden işçisi olarak belgesele katılan Akın Ertürk’ün, eski bir sinema çalışanı olmasıydı: 

“18 yaşında Arka Sokaklar setinde kamera asistanı olarak işe başladım. Uzun yıllar sektörde çalıştım; kamera asistanı, ikinci asistan, birinci asistan, focus puller vesaire… Biliyorsunuz bizim sektörün yani benim eski sektörün çalışma saatlerinin uzunluğu, düzensiz ödenen maaşlar gibi sorunları yüzünden yoruldum, bunaldım Benim de ailem, anne tarafından Zonguldaklı. Dayım, dedem; hepsi madenci. Sezon finali vermişti o zaman çalıştığım işte. Zonguldak’a gittim, dayım ‘Bir gel dene. Olmazsa bırakırsın’ dedi. Şu an sekiz senelik maden işçisiyim. Gayet de mutluyum”  

Kusturica’nın kameramanı İznik’te yaşıyor! 

Günün ikinci belgesel yarışma filmi “Kameram 45 Kilo” oldu. Yönetmen Kenan Özer, sanat yönetmeni Eylem Atakav Muratoğlu ve katılımcılar Colin Mouner ile Pelin Mouner, gösterim sonrası seyircilerin karşısındaydı. 

Yönetmen Kenan Özer, görüntü yönetmeni olarak Paris’te başlayan sinema yolculuğunu Türkiye’ye taşıyan Colin Mounier’in hayatını ele alan belgeselin bir tesadüfle ortaya çıktığını anlattı: 

“Yaklaşık dört yıl önce İznik’e taşındık. Colin orada komşumuz oldu. Öncesinde Ceren biraz bahsetmişti; bir süvari kaptan, Kusturica’nın kameramanı diye ama ben kafamda çok canlandıramıyordum. Daha burnu havada, fularlı bir tip beklerken bir anda hasır şapkalı, sürekli bahçesinde bir şeyler yapan, sürekli üreten, sofrasından kalkmadığımız bir insanla karşılaştık. Colin’in 70’in üzerinde yapımı var; o yüzden onu anlatmak biraz cesaret istiyor” 

Colin Mounier ise duygularını, “İlk defa kendimi görüyorum; normalde kamera arkasındayım. Herhalde benim özelliğim, oyunculara destek, güven vermek daha çok” 

Kadim annelerimizden ‘el alan’ bir film

“Ana’dolu- Bacılar, Bibiler ve Ezeler” ise Yarışma Dışı Özel Gösterim programında yer alan bir belgeseldi. Orta Asya şamanlığına kadar uzanan geniş bir dönem ve coğrafyada ‘bacı, bibi, eze’ tabirlerinin de kaynağı olarak anneliği, tüm ritüelleriyle ele alan belgeselin yönetmeni Ebru Güzel, uzmanlar Haydar Çorum, Kıymet Kına, akademisyen Ayten Türker ve şehir tanıtım uzmanı Canan Şimşek, gösterim sonrası söyleşiye katıldı. 

Cumhuriyetin 103’üncü yıldönümünde Altın Portakal’da prömiyer yapmanın kendileri için çok anlamlı olduğunu söyleyen yönetmen Ebru Güzel, “Çünkü bizce Cumhuriyet, bir kadın devrimidir ve bizler de ana atalarımıza vefa borcumuzu ödemek istiyorduk;  umarım bir nebze olsun bunu gerçekleştirdik” dedi. 

Belgeselin, Anadolu’daki tâbirle, “El ele, el Hakka, el hakikate” yoluyla hayata geçtiğini dile getiren Kıymet Kına ise bu ifadeleri şöyle açıkladı: “Bu film de biraz öyle oldu; farklı kesimlerden el birliğiyle. Kadın konusu aslında sadece kadınların meselesi değil. Kadın konusuna başka türlü bakabilirsek insan hakları sorunlarının nasıl daha iyi çözülebileceğini, çevre sorunlarının nasıl daha iyi çözülebileceğini görürüz. Dayanışmayı, paylaşımı, eşitliği, yan yana olmayı yeniden hatırlamamız gerekiyor”

Belgeseli, toplam beş yılda çektiklerini söyleyen yönetmen, belgesele ilham veren ‘el almak/ el vermek’ kavramlarının önemine şu sözlerle dikkat çekti: 

“Kadim şeyler çok korunamıyor, unutuluyor; anneden kız çocuğuna çok aktarılmıyor. Babaannelerde kaldı; o bibiler, ezeler gitti. Antropolojide buna ‘bilginin vücut haline gelmiş, bedenleşmiş hali’ deniyor. Kolektif hafıza dediğimiz şey, belleklerde kayıtlı. Bunu nasıl kodlamışlar, biliyor musunuz: Kıyafetlerin üzerindeki nakışlardaki semboller var ya onlara kodlamışlar. Mesela atlas yorganlar; atlas yorganlar üzerine bir dünyayı kodluyorsun. Gökyüzünü yeryüzünedüşürüyorsun; mikrokozmos, makrokozmos gibi düşünün”

Güzel’in sözlerini, Canan Şimşek, kendi giydiği kıyafet üzerinden açıkladı:

“Bu bir cepken; Anadolu kadınının olmazsa olmazı, Erzurum dokuması ehram. Yırtmaçlarda gördüğünüz para çiçeği, eskiden sikke kullanıldığı için bereketi temsil ediyor ve hayat ağacı motifi var. Çünkü Yakutiye Medresesi, Çifte Minareli Medrese’de iki tarafta da çift, bizim için önemlidir; Doğu-Batı hakimiyeti demektir. Bunu biz medresede görürüz”

Belgesel Özel Gösterim programındaki diğer yapım, dünya prömiyerini Berlinale’de yapan ve Ekümenik Jüri Ödülü’nü kazanan “River Dreams”di. Yönetmen Kristina Mikhailova ile ortak yapımcı Halil Buğday, gösterim sonrası söyleşiye katıldı. 

Kazakistanlı yönetmen Kristina Mikhailova, filmle ilgili şunları söyledi: 

“Filmin içerisinde Türk seyircilerimiz için bir sürpriz koydum ve Türk ortak yapımcımla burada olmaktan çok mutluyum. Yaptığımız çok basitti; nehrin kenarında durduk ve oradaki kadınlara, kendilerini bir nehir olarak tanımlamalarını istediğini söyledim. Önce oyuncularla, sanatçılarla, aktivistlerle yaptım ama daha fazla kadının ne diyeceğini merak ettim ve genişletmeye karar verdim”

Kendine hayrı olmayan Süpermen

Ulusal Kısa Film Yarışması’nda ise bugün üç filmin gösterimi vardı. Para kazanmak için Superman kostümüyle dolaşırken türlü çaresizliklerle muhatap olan Kâzım’ın trajikomik öyküsünü anlatan “Süpermen Bozkıra Düştü” filminin senarist- yönetmeni Serdal Altun,  görüntü yönetmeni Şeref Akçay, yardımcı yönetmeni Enes Doğru, sanat yönetmeni Muhammed Emin Altunkaynak, yapımcısı Turgut Kanal ve yürütücü yapımcısı Nevzat Yiğit, gösterim sonrası seyircilerin karşısına çıktı. 

Senarist ve yönetmen Serdal Altun, filmin hikâyesinin, ilkokuldayken Türkçe kitabında okuduğu bir öyküye dayandığını söyledi:

“Üçüncü sınıftaydım; ‘Süpermen İstanbul’a Düştü’ adında bir öykü vardı ders kitabında. O aklımın bir köşesinde kalmış, sonra kendim bozkıra taşınınca böyle bir hikâye çıktı. Beni motive eden şey; bütün dünyada gücü temsil eden bir kostümün içerisinde bir o kadar çaresiz bir adam figürüydü” Altun, karakterin çaresizliğini ise şöyle tarif etti: “Bir insan, baba olduğu zaman her şeyi başarması gerektiği yükü maalesef üzerine biniyor ve o çaresizlik altında çoğu zaman ezilebiliyor. Hem Orhan Kemal’den hem Yaşar Kemal’den çokça besleniyorum”

Mahallesinde yavaş yavaş kendi otoritesini kuran Sultan’ın, bir konteyner’a karşı mücadelesini anlatan “Konteyner” filminin gösteriminin ardından senarist- yönetmen Gülsün Odabaş, editör Ömer Leventoğlu, oyuncular Semah Tuğsel ve Kadir Yıldırım, söyleşiye katıldı.  

“Aslında içimizdeki otoriteryen güçle ilgileniyordum” diyen yönetmen Odabaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak galiba sanatçılar olarak bence hâlâ çok nahif bir çizgimiz var; biz hâlâ günlük hayattaki kadar sert ve uçuk olamıyoruz. Çünkü sanatçı arkadaşlarıma hikâyeyi okuttuğumda hepsi o kadının yalnızlığına ilgi gösterdi, kadınla empati kurdu! Ama ben oraya gitmek istemiyorum; ben, otoriteyi, içimizdeki otoriter gücün fırsat bulunca nasıl ortaya çıktığını anlatmak istiyorum”

Başroldeki Sultan’ı canlandıran Sema Tuğsel ise bu tartışmaya dair yorumunu şu sözlerle paylaştı: 

Çekimden iki sene öncesinden haberim vardı senaryodan. Evet, bir yalnızlık hikâyesi ama içinde; insanın çok sinir olduğu bir şeye bağlanması, sinir olduğu bir şeysiz olamaması ve onun üstünden herkese otorite olması fikri çok enteresan geldi ve yalnızlığın üstüne basmadık. Bu kadın yalnız olduğu için bunları yapmıyor. Bu kadın; kendini bir şekilde o mahallede var etmek için, kendisi için yapıyor bunları ve dolayısıyla tabii ki millete baskı kuruyor. Orada herkes yaşıyor, tamam; çöp de kötü bir şey ama bunu bu kadar sorun etmesi, kapıda nöbet tutmaya kadar gitmesi, başka bir durum” 

90’ların Berlin’inde geçen ve 12 yaşındaki Kerem’in başına iş açan macerayı takip eden “Bir Rüyanın Hayali” filminin yönetmenlerinden Alpan Esen ve yapımcısı Dilara Tigli, gösterim sonrası seyircilerin sorularını cevapladı. 

Erkekliğe dair zaman içinde gelişen sorular üzerine filmi yaptıklarından bahseden Alpan Esen, çekim sürecine dair olarak da şu bilgileri verdi: 

“Sekiz günde çektik, sonrası biraz uzadı bütçeden dolayı. Çünkü filmi Almanya’da ve herhangi bir fondan faydalanmadan çektik. Yine de Türkiye’dekinden daha ucuza geleceği için Almanya’da çekmeyi tercih ettik. Bir de Berlin’de sokağa çıktığınızda nereye bakarsanız 90’ları görebilirsiniz; billboard yok, büyük binalar yok, çok bir değişim yok. 

Festival kapsamında bugün Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması seçkisinin ikinci bölümünün gösterimi de vardı. “EZ Û ŞEYTANOKÊN MİN” (Zehra Aktaş), “Çatlak” (Duygu Yörükoğlu), “Dünya Günü Kutlu Olsun” (Selin Toprak), “Kim Bu cEmil” (Fatma Meral Çelik), “Lotus” (Melika Habibi), “Mandalina” (Yasin Dağlı) filmleri seyirci karşısına çıkarken genç yönetmenler de soruları cevapladı. 

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.